Sitedekiler

İstatistikler

Üyeler: 1
Haberler: 132
Web Linkleri: 0
Ziyaretçiler: 113029

İktibas

Doğruluk demek olan istikamet; ehl-i hakikatça, itikatta, amelde, muâmelâtta ve yeme-içme gibi bütün davranışlarda ifrat ve tefritten sakınıp, nebîler, sıddîkler, şehidler ve sâlih­lerin yolunda yürümeye îtinâ gösterme şeklinde yorumlan­mıştır ki, "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da istikamet üzere doğru yolda yürüyenler yok mu, işte onların üzerine melekler inip, "Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vaadedilen cennetle sevinin!" derler" (Fussılet sûresi, 41/30)âyeti, işte bu ölçüde Allah'ın rubûbiyetini itiraf ve O'nun birliğini tasdik edip, iman, amel ve muâmelelerinde peygamberlerin yürü­düğü şehrahta yürüyenleri, ötelerde saf saf meleklerin karşı­layıp, bin bir korku ve tasanın kol gezdiği o ürpertici vasatta onları, müjdelerle coşturacaklarını haber veriyor.

 
Basiret ve Firaset Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 41
Kötüİyi 
Fethullah Gülen   
01.03.1991

Sözlüklerin; idrâk, fetânet, delil ve şâhit kelimeleriyle kar­şılamaya çalıştıkları basîret, kâmus ve ta'rifât kitaplarında: "Kalb gözünün açıklığı, idrâk genişliği, daha başlangıçta iken neticeyi görüp-sezme ve yarınları bugünle beraber değerlen­direbilme melekesi" olarak tarif edilmiştir.

Gönül erlerinin muhâverelerinde basîret, bir başka de­rinlik ve ihâtaya ulaşır. Şöyle ki; o, tefekkür ve ilhâmın reh­berliğinde biricik irfan kaynağı, eşyânın hakikatini kavrama­da rûhun ilk idrâk mertebesi; aklın, renk, şekil ve keyfiyetlere takılıp kaldığı noktalarda, rûhî değerleri görüp tesbit eden bir vicdânî şuur ve ilâhî tecellilerle nurlanıp Zât-ı Ulûhiyetin ünsi­yeti ziyâsıyla sürmelenmiş öyle bir idrâktir ki, idrâklerin yalın ayak, baş açık hayâllerle yorulup bîtâp düştükleri vâdilerde o, delil ve şâhide ihtiyaç duymadan eşyânın perde arkası sırla­rıyla halvet olur ve aklın şaşkın şaşkın dolaştığı yerlerde gider hakikatler hakikatine ulaşır.

Basar, Allah'ın nur-efşân bir sıfatıdır; her müstaidin ba­sîreti de نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ "Aralarında taksimi yapan Biziz."[1] mîzânıyla bu ilâhî sıfattan hissesi ölçüsündedir. Böyle kaderî bir tecellide en büyük hisse ile, bu lâhûtî kaynaktan kana kana istifâde edip, sonra da rûhunun ilhâmlarını, arkasında saf bağlamış bendelerinin sînelerine boşaltma mazhariyetinin biricik sîmâsı, Hak tecellilerinin mücellâ âyinesi Hz. Muham­med (s.a.s.)'dir ve bu mevzuda O'nun eşi-menendi yoktur. قُلْ هَذِهِ سَبِيليِ أَدْعُوا إِلَى اللهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي "De ki: İşte benim yolum! Ben Allah'a -körü körüne değil- basîret üzere davet ediyorum.. bana tâbi olanlar da öyle..."[2] beyânı, Ne­bîler Sultanı ve arkasındakilerin bu ilâhî mevhibe ve onun vâridâtın­dan istifâdelerinin hususiyet ve azametine işâret etmektedir.

Bu ışıktan idrâk sayesindedir ki, miracın kutlu yolcusu, idrâksizler için hemen her zaman, anlaşılmaz bir "amâ" sa­nılan varlığın perde arkasını, bir solukta gezip gördü.. bir ki­tap gibi mütâlaa etti..iman rükünlerinin misâlî levhalarının sergilendiği gayb yamaçlarında dolaştı.. kader kalemlerinin yürekleri hoplatan nağmeleriyle ürperdi.. hûri-gılman teşrifat­çılığına uğrayıp geçti.. "ne mekân var ânda, ne arz u semâ..." duygularının mûsikîleştiği noktada قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى "İki yay arası kadar, hatta daha da yakın..."[3] nefehâtiyle istikbâl edildi ve armağanlandırıldı...

Bazen basîretteki temâşâ zevki firâsetle ayrı bir derinliğe u­laşır ki, o zaman idrâk "te'vîlü'l-ehâdîs"e (eşyânın melekûtî yön­lerine nüfuz ve hâdiselerin yorumuna) uyanır ve ruh, üç bu­ud­lu şu mekânda, birkaç buudu birden yaşamaya başlar. Derken vic­dan, varlığın gören gözü, atan nabzı ve kavrayan aklı olur.

Sezme, anlama mânâlarına gelen firâset, idrâkin iz'ânlaş­ması ve basîretin daha da derinleşmesi demektir. Hak nuru­nun tecellisine açık firâsetli gözler, gölgelere aldanmayan öyle ay yüzlülerdir ki, basîretlerinin nuruyla en karanlık zeminde dahi her şeyi apaçık görür, iltibasları aşar, benzerliklere aslâ takılıp kalmaz.. cüz'iyyâtın esiri olmaz.. kamışın içinde şekeri, suyun ruhunda oksijen ve hidrojeni birden müşâhede ve id­râk eder ve gönlü hep "fark" ikliminde dolaşır.

İnsan sîmâsından kâinat çehresine kadar her nokta, her kelime, her satır إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِلْمُتَوَسِّمِينَ "Elbette bunda ba­sîret ve firâseti olanlar için ibretler vardır."[4] gölgesinde se­yahat edenlere çok mânâlı birer lâfız, hatta birer kitaptır. اِتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ، فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللهِ "Mü'minin firâsetinden kor­kun ve titreyin. Çünkü o, Allah'ın nuruyla nazar eder."[5] sır­rıyla her tarafı görebilecek bir tarassut noktasına oturmuş bu yüksek kâmetler, eşyânın hakikatiyle temasa geçer, varlığın perde arkası itibarıyla gerçek çehresine muttali olur, her şeyin hakikî yüzünü kavrayıp ortaya koyarak hâdiselerin yüzlerine nur saçar.. ve ömrünü karadelikler etrafında geçirenlere rağ­men hep firdevsî yamaçlarda zevkten zevke koşar dururlar.

Gözleri firâsetle açılıp-kapanan bir rûhun nazarında, var­lık, yaprak yaprak bir kitap, canlı-cansız bütün eşyâ bin bir mânâ ile ışıldayan kelimeler, varlığın çehresi ve insanların sî­mâları da aldatmayan birer beyân olur. Gönül erleri o kitabın tekvînî âyetlerinden, o âyetlerin nur-efşân cümlelerinden, her gözün göremediği, her kulağın işitemediği öyle şeyler duyar, öyle şeyler görürler ki, en muhteşem dimağlar dahi bunların tasavvurundan âciz kalır. Her mü'minin derecesine göre, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir insanın ta­savvur edemeyeceği sürprizleri, onlar her lâhza burada du­yar, sezer ve zevk ederler.

اَللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ قُلُوبًا أَوَّاهَةً مُخْبِتَةً مُنِيبَةً فِي سَبِيلِكَ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ رَهْبَرِ سَبِيلِكَ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Sızıntı, Mart 1991, Cilt 13, Sayı 146


[1] Zuhruf sûresi, 43/32
[2] Yûsuf sûresi, 12/108
[3] Necm sûresi, 53/9
[4] Hicr sûresi, 15/75
[5] Tirmizî, tefsîru sûre (15) 6


İlgili Yazılar:

Son Güncelleme ( 18.05.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >