Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan ve Kur'an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde farklı bir bakış açısı sunan bu serinin ilk kitabında toplam 47 başlık bulunuyor.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan ve Kur'an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde farklı bir bakış açısı sunan bu serinin ikinci kitabında toplam 50 başlık bulunuyor.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan ve Kur'an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde farklı bir bakış açısı sunan bu serinin üçüncü kitabında toplam 32 başlık bulunuyor.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan ve Kur'an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde farklı bir bakış açısı sunan bu serinin dördüncü kitabında toplam 13 başlık bulunuyor.

Bundan başka, vücûd hakikatine dayanan; fakat zaman zaman felsefî ve nazarî bir hüviyet arzeden, zaman zaman da hâlî ve zevkî bir keyfiyetin ifadesi olan bir de "Vahdet-i Vücûd" mülâhazası söz konusudur. Böyle bir bahis münasebetiyle, tâkatimiz ölçüsünde o istikamette de hafif bir kapı aralamanın yararlı olacağı kanaatindeyiz.

Tasavvuf mevzuunda, Hz. Cüneyd'in ifadesi; "fenâfillâh" ve "bekabillâh"ı hatırlatır mâhiyettedir. Şiblî'nin sözleri ağyâr endişesine kapılmadan maiyyet-i ilâhiyede bulunabilme şeklinde hülâsa edilebilir. Ebû Muhammed Cerîr'in beyânı ise, her zaman kötü huylara karşı tavır almak ve ahlâk-ı haseneyi avlamak, sözleriyle özetlenebilir.

Haberî sıfatlar, hem Kur'ân'da hem de Sünnet'te çokça zikredildikleri hâlde, zahirî mânâları itibarıyla Zât-ı Hakk'a nisbetleri uygun düşmediğinden konuyla alâkalı farklı yorumlara gidilmiş ve bazıları için mezelle-i akdâm olmuş "usûlü'd-dîn" mesâilindendir; evet, müteşâbihât türünden sayılan bu kabîl sıfât-ı sübhâniye bazı dikkatsizlerce ...
İhlâs
Gerçekten de, sadâkat ve ihlâs bir ucu insan gönlünde, diğer ucu Hakk'ın inayet katında öyle bir derinliktir ki, o derinliklere yelken açmış ve o kanatla kanatlanmış bir babayiğidin takılıp yollarda kaldığı görülmemiştir.
Okuyun
İhsan
Hakikat ehlince ihsan; hak ölçülerine göre iyi düşünme, iyi şeyler plânlama, iyi işlere mukayyet kalma ve kullukla alâkalı bütün davranışların, Allah'ın nazarına arz edilmesi şuuruyla, fevkalâde bir titizlik içinde temsil edilmesinden ibaret kalbî bir ameldir.
Okuyun
Rıza
Rızâ yolu, başlangıç itibarıyla irâdî olsa da, sevdiklerine Hakk'ın bir mevhibesi olması itibarıyla irade ve ihtiyar üstü ilâhî bir armağandır.
Okuyun
Tevazu
Hâsılı, tevâzu hulukullah sarayının cümle kapısı olduğu gibi, Hakk'a ve halka yakın olmanın da en birinci vesilesidir. Gül toprakta biter.
Okuyun
Zühd
Bir diğer mânâda zühd, ebedî olan ukbâ saadeti için, muvakkat dünya rahatını terk etme şeklinde yorumlanmıştır ki, bunu da evvelki tefsire ircâ edebiliriz.
Okuyun
Türkiye, düşünce hayatından idari sisteme, eğitim mekanizmasından aile yapısına kadar bir çok problemi olan bir ülkedir. Bu tür problemlerden sıyrılmanın en önemli çaresi de aydınlanma' olsa gerek. Evet insanlar, aydınlanarak birbirlerini daha iyi anlar ve neticede de bir uzlaşma zemini hasıl olabilir. Ama birileri öteden beri bu ülkede 'Siz eğitim düşmanısınız' diyerek inanan insanlara hücum etmişlerdir. Oysaki ne o uydurma 'bir hırka bir lokma' hikâyesi, ne de 'cehalet' yüzkarasının uzaktan yakından İslâm'la alâkası yoktur. Çağın dev mütefekkiri, 'Bizim üç büyük hastalığımız var, bunlar: cehalet, iftirak ve fakirliktir' diyerek bizi içten yıkan sebepleri, hekimâne teşhisle ortaya koymaktadır. Öyleyse, bir taraftan cehalete karşı ciddî bir ilim seferberliği başlatılıp, milletin birlik ve beraberliği adına lâzım gelen şeyler yapılırken, diğer taraftan da insanlarımıza zenginleşme yolları gösterilmelidir.
Aslında, hakikî Müslümanlık bu iken, bir kısım insanlar, yıllardır Müslümanları hep cehaletin yanında göstermiş ve 'gerici', 'yobaz' gibi bir sürü yaftalarla, onları karalama yoluna gitmişlerdir. Zühd, yanlış anlaşılmış ve Müslümanlar, âdeta köşesine çekilmiş bir acûze-i şemtâ tiplemesiyle karakterize edilerek değişik töhmetler altında bırakılmıştır. Esasen züht kalbde yaşanmalıdır ve insanın, dünya ile herhangi bir kalbî bağlantısı olmamalıdır. Yoksa kesben -avam ifadesiyle- dünyanın altından vurup üstünden çıkmalı ve ne yapıp yapıp mutlaka başarıya ulaşılmalıdır.
Günümüzde -Allah'ın inayetiyle- gönüllü kuruluşlar ve özel teşebbüsler, başta Türkiye olmak üzere dünyanın değişik yerlerinde açtıkları okullar ve kurdukları üniversitelerle aydınlık bir geleceğin temellerini atmış bulunmaktadırlar.
Ancak, cehaletle savaş amacıyla başlatılan bu güzel gelişmeler karşısında, yine malum bazı kesimler, 'Bunca okulla acaba bu insanların düşündükleri ve hedefledikleri bir şey mi var?' diyerek vehim ve kuruntulara hükümler bina etmek suretiyle efkarı bulandırmaktadırlar. Oysaki, burada hedeflenen şey, bu ülkenin eğitimle muasır devletler seviyesine çıkarılarak çağını idrak ufkuna ulaştırılmasıdır.
Ayrıca, geleceğin dünyasına yönelik ne idarî, ne siyasî hiçbir alanda tasarımızın olmadığını, Allah'ın rızasından başka bir şey düşünmediğimizi herkes anlamış durumda. Aslında hususî bir zaman ve mekâna bakmayan bu türlü iddiaların aksini ispat etmek de kimsenin elinden gelmez. Tabir-i diğerle iddia eden ispat etmek, zorundadır. Yoksa devletin en üst kademesindeki ferdinden en alt seviyedekine kadar herkes için bir şey iddia edilebilir ve yeryüzünde böyle bir iddiaya muhatap olmadık birtek insan kalmaz.
Günümüzde eğitimden iktisadi hayata kadar bir çok güzel gelişmeler söz konusudur. Hamiyetli iş adamlarımız, bir taraftan cehalete karşı ilim seferberliği başlatarak okullar açarken, diğer taraftan, fakirliğe karşı zengin olma seferberliği ilan ederek ticarî şirketler kurmaktadırlar. Şimdi bu türlü şeyler yapılıyor diye, vehimlere hüküm bina ederek, kapalı kapılar ardından, benim insanlara gizli bir şeyler söylediğim ve bununla belli hesapların, plânların peşinde olduğum şeklindeki yaklaşımlar, insafsızlık ve zulümden başka bir şey değildir.
İlimle insanların dimağlarını, kalblerini aydınlatanlar, onlara değişik istihdam imkânları hazırlayanlar, fakir-fukarayı zekât ve sadakasıyla destekleyenler, insanların en hayırlısıdır. İslâm'da 'hayır' tabiri, insanlara zarar verebilecek yoldaki bir taşı kaldırmadan alın da, eğitimden iktisadi hayata kadar herhangi bir eğitim müessesesi kurmaya kadar çok geniş ve şümullü bir çerçevesi vardır. Zira hadisin ifadesiyle 'insanların en hayırlısı insanlara hayırlı olandır.'
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin




Varlığın en sırlı sebebi
Aşk; şiddetli sevgi, iptilâ, düşkünlük, kemâl, cemâl ve müşâkeleden dolayı duyulan aşırı muhabbettir ki, böylesine, daha ziyade mecâzî aşk denegelmiştir. Bir de, cemâli kemâl noktasında, kemâli cemâl kutbunda o Ezel ve Ebed Sultanı'na karşı duyulan kalbî alâka ve muhabbet vardır ki, işte ona da hakikî aşk demişlerdir.
Mefkûre buudlu tasa
Hüzün; gam, keder, gussa mânâlarına gelen Arapça'daki "hazen"den alınmıştır. Sofîye bu kelimeyi; sevinç, neşe ve sürûrun karşılığı olarak kullanmıştır ki, buna vazife şuuru, dava düşüncesi ve mefkûre buudlu tasa da diyebiliriz.
Minnettarlık
Görülen herhangi bir iyiliğe karşı gösterilen memnûniyet ve minnettarlık mânâlarına gelen şükür; ıstılahta, insana bahşedilen duygu, düşünce, âzâ ve cevârihi yaratılış gâyeleri istikametinde kullanmaya denir ki; kalble, lisânla îfâ edilebileceği gibi bütün uzuvlarla da yerine getirilebilir.
Zevk u sefadan el çekme
Daha çok dervişlerin, tekye ve zâviyelerinin tenha bir köşesinde veya evlerinin âsûde bir hücresinde çekmeğe çalıştıkları çile; riyâzet mülâhazasının hatırlattığı hususları çağrıştıran, hatta bazı yanları itibarıyla onun fonksiyonlarını edaya vesîle olan bir Hakk'a kurbet hamlesi veya ...