Büyüklük
image image image image
Kalbin Zümrüt Tepeleri-1

Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan ve Kur'an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde farklı bir bakış açısı sunan bu serinin ilk kitabında toplam 47 başlık bulunuyor.

Kalbin Zümrüt Tepeleri-2

Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan ve Kur'an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde farklı bir bakış açısı sunan bu serinin ikinci kitabında toplam 50 başlık bulunuyor.

Kalbin Zümrüt Tepeleri-3

Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan ve Kur'an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde farklı bir bakış açısı sunan bu serinin üçüncü kitabında toplam 32 başlık bulunuyor.

Kalbin Zümrüt Tepeleri-4

Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan ve Kur'an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde farklı bir bakış açısı sunan bu serinin dördüncü kitabında toplam 13 başlık bulunuyor.


Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-2: Vücûd

Vahdet-i Vücûd

Bundan başka, vücûd hakikatine dayanan; fakat zaman zaman felsefî ve nazarî bir hüviyet arzeden, zaman zaman da hâlî ve zevkî bir keyfiyetin ifadesi olan bir de "Vahdet-i Vücûd" mülâhazası söz konusudur. Böyle bir bahis münasebetiyle, tâkatimiz ölçüsünde o istikamette de hafif bir kapı aralamanın yararlı olacağı kanaatindeyiz.

Okuyun

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: Tasavvuf

Tasavvuf

Tasavvuf mevzuunda, Hz. Cüneyd'in ifadesi; "fenâfillâh" ve "bekabillâh"ı hatırlatır mâhiyettedir. Şiblî'nin sözleri ağyâr endişesine kapılmadan maiyyet-i ilâhiyede bulunabilme şeklinde hülâsa edilebilir. Ebû Muhammed Cerîr'in beyânı ise, her zaman kötü huylara karşı tavır almak ve ahlâk-ı haseneyi avlamak, sözleriyle özetlenebilir.

Okuyun

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-4: Haberî Sıfatlar

Haberî Sıfatlar

Haberî sıfatlar, hem Kur'ân'da hem de Sünnet'te çokça zikredildikleri hâlde, zahirî mânâları itibarıyla Zât-ı Hakk'a nisbetleri uygun düşmediğinden konuyla alâkalı farklı yorumlara gidilmiş ve bazıları için mezelle-i akdâm olmuş "usûlü'd-dîn" mesâilindendir; evet, müteşâbihât türünden sayılan bu kabîl sıfât-ı sübhâniye bazı dikkatsizlerce ...

Okuyun

İhlâs ve İhsan Ufkunda

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Kalbin Zümrüt Tepeleri'nde işlediği bazı başlıklar.
Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: İhlâsİhlâs

Gerçekten de, sadâkat ve ihlâs bir ucu insan gönlünde, diğer ucu Hakk'ın inayet katında öyle bir derinliktir ki, o derinliklere yelken açmış ve o kanatla kanatlanmış bir babayiğidin takılıp yollarda kaldığı görülmemiştir.
Okuyun

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: İhsanİhsan

Hakikat ehlince ihsan; hak ölçülerine göre iyi düşünme, iyi şeyler plânlama, iyi işlere mukayyet kalma ve kullukla alâkalı bütün davranışların, Allah'ın nazarına arz edilmesi şuuruyla, fevkalâde bir titizlik içinde temsil edilmesinden ibaret kalbî bir ameldir.
Okuyun

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: RızaRıza

Rızâ yolu, başlangıç itibarıyla irâdî olsa da, sevdiklerine Hakk'ın bir mevhibesi olması itibarıyla irade ve ihtiyar üstü ilâhî bir armağandır.
Okuyun

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: TevazuTevazu

Hâsılı, tevâzu hulukullah sarayının cümle kapısı olduğu gibi, Hakk'a ve halka yakın olmanın da en birinci vesilesidir. Gül toprakta biter.
Okuyun

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: ZühdZühd

Bir diğer mânâda zühd, ebedî olan ukbâ saadeti için, muvakkat dünya rahatını terk etme şeklinde yorumlanmıştır ki, bunu da evvelki tefsire ircâ edebiliriz.
Okuyun

İslâm'ı Amerika'da Anlatma

Buradaki Müslümanların, herhalde en fazla karşılaştığı soru, kadın meselesi ve İslâm ceza ve miras hukukunun serrişte edilen bir-kaç meselesi olsa gerektir. Bu bakımdan, İslâm'ı burada anlatırken nereden başlamak lazım? İslâm'ı, hey'et-i umumiyesi içindeki cüz'lerini, bunların birbirleriyle olan münasebetlerini ve her birinin bütün içindeki yerini nazara alarak anlatmak lazımdır. Belki önce, imanî meseleleri anlatmak gerekir. Ne var ki, İslâm'ı sadece bir inanma meselesi olarak görüp öyle anlattığınız zaman, ona, hayatla alâkası olmayan bir din imajı vermiş de olabilirsiniz. Buna mukabil, onu sadece muamelat yanıyla anlatmak da, onu beşerî bir sistem gibi algılamaya yol açar.

Kur'an-ı Kerim'de, Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) sorulan pek çok sorulardan bahsedilir ve bunların cevapları verilir: Sana soruyorlar..." diye başlayan bu âyetlerde, meselâ, "Sana ruhtan soruyorlar... Sana hilâllerden soruyorlar..." denir. Cevap da, her zaman mutlaka sorudaki maksada göre değil, sorana faydalı olacak şekilde gelir. Meselâ, Efendimiz'e, "Neden bu ay böyle büyüyor, küçülüyor? Dolunayken, her gün bir yanı âdeta kemiriliyor, iyice görünmez hale geldikten sonra tekrar büyümeye başlıyor?" diye soruyorlar. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), buna bugün bilimin yaptığı gibi, "ay, dünyanın bir uydusudur. O, dünyanın etrafında, dünya da güneşin etrafında döner. Bu dönüşte, güneşin ışığı aya derece derece yansır. Bu yansımaya göre de o, her gün değişik büyüklükte görülür" diye cevap verseydi, bu bilginin onlara hiç faydası olmayacaktı. Hattâ, kafaları karışacak, belki inanmayacaklardı da. Kur'an-ı Kerim, bu soruya, ayın hareketlerinin hayatımızdaki yeri, önemi ve ifade ettiği manâ açısından cevap verir ve "Ayın o halleri, insanlar ve hacc için bir takvimciliktir" buyurur. Yani, "Ayın hareketlerine göre zamanı, ayları, yılları ayarlar; hacc günlerini bilirsiniz" der ve meseleyi, o hareketin faydası ve fonksiyonu nokta-i nazarından ele alır. Ruh konusunda da, "Ruh nasıl bir şeydir? Yer kaplar mı? Ağırlığı var mıdır? Niye görülmüyor?" mülâhazalarıyla sorulan ve bu yanıyla da insanı çok ilgilendirmeyen bir soruya da, Üstad'ın tefsiriyle, "Ruh, zîşuur bir kanun-u emrîdir" diye cevap verir. İslâm'ı anlatmada bunlar da bize ışık tutmaktadır.

İslâm'ın usûlü vardır; bir de bu usûle dayalı fürûu vardır. İman esasları usûldür, bunların üssü'l-esası da Allah'a imandır. Diğer iman esasları, Allah'a imanın lâzım-ı gayr-ı müfârıkı, yani onsuz düşünülemeyecek levâzımıdır. Bu noktada, meselâ, haşir akîdesini anlatırken, 10. Söz'de olduğu gibi, meseleyi Allah'a bağlayarak, O'nun isimlerinin tecellisine oturtarak anlatmak, hem gerekli hem de faydalı olan bir yoldur. Bu da, tabiî ki önce Allah'a inanmayı ve O'nu isim ve sıfatlarıyla tanımayı gerektirir. O halde önce, her bakımdan ağırlık verilmesi gereken Allah'a iman, O'nu tanıma ve belli bir marifet noktasına ulaşmadır.

Allah'a iman, arz etmeye çalıştığım gibi, diğer iman esaslarına inanmayı da gerektirir. İman esaslarına göre, İslâm'ın şartları füruâta girer. İslâm'ın şartlarına göre, diğer ahkâm füruâta girer. Bir örnek: Henüz başını örtmeyen bir kadın, bir müftüye gidip, "ben başımı örtemiyorum; hacca gitmek istiyorum, ne yapayım?" diye sorar: Müftü efendi, "boşuna yorulma; başını kapatmadıkça, haccın kabul olmaz" diye cevap verir. Halbuki, hac ayrı bir ibadettir, başın kapatılması ayrı bir emirdir. Birinin yapılmaması, diğerinin yapılmamasını gerektirmediği gibi, şartlarına riayet edilerek yapılan bir vazife, diğerinin kabulüne mani olmaz. Kaldı ki hac, İslâm'ın beş şartındandır. Başı örtme ise, bu beş şart içinde olmayan bir emirdir. O kadın hacca gider, bir şartı yerine getirmiş olur ve büyük ihtimal, bundan sonra da gönülden Allah'a yönelir. Maalesef, bu hususlar yeterince idrak edilemediği için büyük hatalar yapılıyor. Başı örtme emri, Efendimiz'in peygamberliğinin 18 veya 19. yılında ve Medine döneminde gelmiştir. O zamana kadar böyle bir emir yoktu ve Müslüman kadınların başları kapalı değildi. İçki, üç merhaleli olarak yasaklanmıştı. Bedir ve Uhud şehidlerinden belki pek çoğunun kursağında, şehid olduklarında içki vardı. Hattâ, içki yasağı gelince, bazıları bu şehidlerin durumu ne olacak, kursaklarında içki ile gittiler diye endişeye düşünce, "Allah, o önce yaptıklarınızdan dolayı imanınızı, yani o zamanki amellerinizi, kazandıklarınızı zayî edecek değildir" âyetiyle onları rahatlattı. O dönemde, zihinler ve kalbler hazırlana hazırlana tebliğ yapılmış ve ahkâm vaz' edilmişti.

Bu, İslâm'ı anlatmada dikkat edilmesi gereken hususlardan biridir. İkinci olarak, bazı kaidelerin, bütün içindeki yerini göstermeden, kendine has manâ ve fonksiyonuyla anlatılması, anlatılsa da, inandırılması zor olabilir. İman, ibadet, ahlâk, hattâ toplum ve iktisad esasları ve değerleri üzerine kurulmamış bir yapıda, İslâm'ın, bazılarınca serrişte edilen yanlarıyla işe başlarsanız inandırıcı olamazsınız. Böyle durumlarda, aynen Kur'an'ın yukarıdaki hilâl ve ruhla ilgili sorulara verdiği cevaplarda yaptığı gibi yapmak lâzımdır. O meseleleri, şahıs, zemin ve şartlar planında, o şahıs, zemin ve şartlara en uygun düşecek şekilde cevaplamak gerekir. Yerine göre, "bu hususu şu anda konuşmayalım; konuşsak da, kalb ve zihin tatmin olamayabilir" demek; yerine göre de, o meselenin o an için anlaşılabilecek yanlarını nazara vermek icap eder." Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin


Sitenizde bu yazıya link vermek için aşağıdaki metni kopyalayıp, sitenizde yazı gövdesine yapıştırın.



Önizleme:




Bu sayfayı ekle
Digg! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Twitter!


Allah ve Ulûhiyet Hakikati

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-4: Esmâ-i Hüsnâ
Esmâ-i hüsnâ, en güzel ve en âlî isimler mânâsına Zât-ı Ulûhiyet’in esmâ-i sübhaniyesi demektir. Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’da ilâhî isimler hep bu unvan-ı mübeccelle yâd edilegelmiştir. Yerinde görüleceği üzere bu mukaddes isimlerden “Allah” lâfzı ism-i Zât, diğerleri ise birer ism-i sıfattırlar. Lâfz-ı celâle olan Allah ism-i şerifi değişik delâlet çeşitleriyle bütün ilâhî isimleri câmi’ Hazreti Zât’ın unvan-ı mübeccelidir ve onun ifade ettiği mânâyı başka bir kelime ile ifade etmek de mümkün değildir.

Esmâ-i Hüsnâ

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-4: Allah ve Ulûhiyet Hakikatı
Zât-ı Ulûhiyete ait bütün isimler birer esmâ-i sıfât, “Allah” lâfzı ise bir ism-i Zât’tır ve bütün ilâhî isimleri ya bililtizam veya bittazammun ihtiva etmektedir. Şöyle ki, bir insan, “Lâ ilâhe ille’l-Kuddûs.. ille’r-Rahîm.. ille’l-Azîz.. ilâ ahir... gibi cümlelerle imanını ilan etse, bu cümleler esmâ-i hüsnâsıyla mâlum, sıfât-ı sübhâniyesiyle mâruf ve muhât o Zât’ı tam ifade edemediğinden maksat hâsıl olmaz. Zira böyle diyen biri, farkına varsın varmasın, daire-i ulûhiyet ve rubûbiyeti “Kuddûs”, “Rahîm” ve “Azîz” isimlerinin tecelli alanlarına inhisar ettirerek muhîti muhât haline getirmiş ve bir mânâda daire-i ulûhiyeti tahdit etmiş olur.

Allah ve Ulûhiyet Hakikatı

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-3: Ulvî Âlemler
Âlem-i gayb ve âlem-i şehadet, âlem-i emir ve âlem-i halk birbirinden farklı unvanlarla anılsalar da, bunlar iç içe âlemlerdir ve biri diğerinin zahirî buudu, öbürü de berikinin bâtınî derinliğinden ibarettir. Ancak, sıfat ve esmâ-i İlâhiyenin, hatta şe'n-i Rububiyetin birer mahall-i tecellisi ve farklı mertebede birer taayyün faslı sayılan bu âlemler tamamen birbirinden ayrı hususiyetler arz etmektedirler.

Ulvî Âlemler

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-2: Riyazet
Hayatın disipline edilmesi; yeyip-içme ve yatıp-kalkmanın hamd ü şükür gayeli ve ihtiyaç ölçüleriyle mukayyet hâle getirilerek dengelenmesi şeklinde yorumlayacağımız riyâzet; sofîye ıstılahında, nefsin terbiyesi ve ahlâkın tehzibi mânâlarında kullanılmış, yemek-içmek-uyumak dahil, nefsin arzu ettiği şeylere karşı kesin tavır belirleyerek cismanî istekleri gemleme yolu kabul edilmiştir.

Riyazet

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: Şevk u İştiyak
Şiddetli arzu, aşırı istek, mârifet kaynaklı neşe, sevinç ve hasret çekme mânâlarını ihtiva eden şevk; sofîyece, tam idrâk ve ihâta edilemeyen veya müşâhede edilip de sonra kaybolan mahbûba (sevgiliye) karşı, kalbin arzu ile coşması şeklinde tarif edilmiştir. Bazıları onu, ma'şûkun cemâlini görmek için âşığın kalbinde tütüp duran neşe, sevinç, heyecan ve hasret; bazıları da, mahbûba meyl ü muhabbetten gayri, âşığın kalbindeki bütün hâtıraları, bütün meyilleri, bütün iştiyakları, bütün arzuları ve bütün dilemeleri yakıp kül eden bir kor şeklinde yorumlamışlardır.

Şevk u İştiyak

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-2

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-3

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-4

1. Kitap'tan

  • Aşk
    Aşk; şiddetli sevgi, iptilâ, düşkünlük, kemâl, cemâl ve müşâkeleden dolayı...
  • Basiret ve Firaset
    Sözlüklerin; idrâk, fetânet, delil ve şâhit kelimeleriyle karşılamaya çalıştıkları...
  • Cezbe, İncizap
    Çekme, çekip kendine bağlama, kendinden geçme ve rûhî heyecan sözleriyle ifadelendireceğimiz...
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12

İnsan

1 İşte bu mânâda, bazen çok kâmil kimselere bile "falan falan zâtın dervişidir" diyerek dervişliğin hem Hak nazarındaki hem de halk nazarındaki yeri hatırlatılmak istenmiştir. Ayrıca bazen, sade, mütevazi, kanaatkâr, tekellüfsüz rahat kimselere derviş dendiği gibi, çok büyük ve ârif kimselere de bazı vasıflar ilavesiyle "derviş-i sultan dil: padişah gönüllü fakir" denir ki, biz bu tabiri daha çok "gönlü çok zengin" sözcüğüyle, kanaatkâr kimseler hakkında kullanırız.

2 Yetkin insan demek olan insan-ı kâmil; Allah'ın ef'âl, esmâ, sıfât, hatta şuûnât-ı zâtiyesinin en parlak aynası demektir. "Mutlak zikir kemaline masruftur." esprisi açısından, insan-ı kâmil denince, ilk akla gelen Hakikat-ı Muhammediye'dir (sallallâhu aleyhi ve sellem). Sonra da diğer enbiya, gavs, kutup ve derecelerine göre evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrebîn.. bu konuda böyle bir farklılığı kabullenmek, Kur'ân ve Sünnet-i Sahiha açısından mahzursuz olduğu gibi, akla, mantığa, hiss-i selime de aykırı değildir.

3 Sofî kelimesi, tasavvuf ehli olanlar için kullanılan bir tabirdir. Bu kelimeyi "sûfî" şeklinde kullananlar da vardır. Zannediyorum bu farklı kullanım, biraz da kelimenin menşeinden kaynaklanmakta. Onun 'sof'tan, 'sofus'tan, 'safâ'dan, 'safvet'ten geldiğine kail olanlar veya dindarlıktan kinâye olduğunu düşünenler "sofî"; 'sûfân', 'sûfâne' veya 'suffe'den geldiğini iddia edenler, ve ayrıca 'softa' mânâsına gelen 'sofu'dan ayırmak isteyenler de "sûfî" şeklinde kullanmışlardır.

3. Kitap'tan

  • Akıl
    Anlama, idrak etme, us mânâlarına gelen akıl; ıstılah olarak, zahirî hâsselerle...
  • Âyân-ı Sâbite ve Âlem-i Misal
    Her şeyin özü, esası, zâtı mânâlarına gelen ayn, çoğulu "âyân", "sâbite"...
  • Ehadiyet-Vâhidiyet
    Ehadiyet; birlik, teklik mânâsına gelen "ehad" kelimesinden türetilmiştir. "Bir"...
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11

İstatistik

Üyeler : 1
Yazı : 7078
Web Bağlantıları : 6
Yazı Tıklama Görünümü : 871940
Şu anda 332 ziyaretçi var

Tevbe

1 Hataları itiraf edip pişmanlıkla kıvranmak, fevt edilen sorumlulukları yerine getirerek, yeniden toparlanıp Cenâb-ı Hakk'a yönelmek şeklinde ilk küçük yorumları ile tanıyacağımız tevbe; hakikat ehlince, duyguda, düşüncede, tasavvur ve davranışlarda Zât-ı Ulûhiyet'e karşı içine düşülen muhâlefetten kurtulup, O'nun emirleri ve yasakları zâviyesinden, yeniden O'nunla muvâfakat ve mutâbakata ulaşma gayretidir.

2 İyi bir şeyi bekleme ve elde edebilme ümidi.. Allah'ın lütuf ve ihsanlarını umma hissi.. gelecek adına emellerle dopdolu olma ve arzu edilen şeylerin elde edilebileceği mülâhazasıyla yaşama mânâlarına gelen recâ, sofîlerce: "Gönülden istenen bir şeyin tahakkuk etmesi inancıyla, onun meydana geleceğini ümit etme ve bekleme" şeklinde tarif edilmiştir. Bu itibarla, hasenât adına bir şeyi işleyip kabulünü beklemek, kezâ ma'siyetten tevbe edip hüsn-ü kabul göreceği mülâhazasıyla ümitlenmek birer recâdır.

3 Hesap görme, hesaplaşma, kendi kendini sorgulama diyebileceğimiz muhâsebe; mü'minin, her gün, her saat, iyi-kötü, yanlış-doğru, günah-sevap yaptığı şeyleri gözden geçirip, hayırları, güzellikleri şükürle karşılaması; inhirafları, günahları istiğ­farla gidermeye çalışması; yanlışlıkları, kötülükleri de tevbe ve nedâmetle düzeltmeye gayret göstermesi adına çok önemli bir cehd ve insanın kendini isbat etmesi mevzuunda da ciddi bir teşebbüs sayılır.

2. Kitap'tan

  • Bekâ Billâh
    Kelime mânâsı itibarıyla, devam, sebat ve hep aynı hâl üzere kalma anlamına...
  • Berk
    Lügat mânâsı itibarıyla "şimşek" sözcüğüyle karşılayacağımız "berk",...
  • Cem
    Toplanmak, toplamak, biriktirmek, biriktirilmek mânâlarına gelen "cem" tasavvuf...
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12

Aşk

Varlığın en sırlı sebebi

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: Aşk

Aşk; şiddetli sevgi, iptilâ, düşkünlük, kemâl, cemâl ve müşâkeleden dolayı duyulan aşırı muhabbettir ki, böylesine, daha ziyade mecâzî aşk denegelmiştir. Bir de, cemâli kemâl noktasında, kemâli cemâl kutbunda o Ezel ve Ebed Sultanı'na karşı duyulan kalbî alâka ve muhabbet vardır ki, işte ona da hakikî aşk demişlerdir.

Okuyun

Hüzün

Mefkûre buudlu tasa

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: Hüzün

Hüzün; gam, keder, gussa mânâlarına gelen Arapça'daki "hazen"den alınmıştır. Sofîye bu kelimeyi; sevinç, neşe ve sürûrun karşılığı olarak kullanmıştır ki, buna vazife şuuru, dava düşüncesi ve mefkûre buudlu tasa da diyebiliriz.


Okuyun

Şükür

Minnettarlık

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-1: Şükür

Görülen herhangi bir iyiliğe karşı gösterilen memnûniyet ve minnettarlık mânâlarına gelen şükür; ıstılahta, insana bahşedilen duygu, düşünce, âzâ ve cevârihi yaratılış gâyeleri istikametinde kullanmaya denir ki; kalble, lisânla îfâ edilebileceği gibi bütün uzuvlarla da yerine getirilebilir.

Okuyun

Çile

Zevk u sefadan el çekme

Fethullah Gülen: Kalbin Zümrüt Tepeleri-2: Çile

Daha çok dervişlerin, tekye ve zâviyelerinin tenha bir köşesinde veya evlerinin âsûde bir hücresinde çekmeğe çalıştıkları çile; riyâzet mülâhazasının hatırlattığı hususları çağrıştıran, hatta bazı yanları itibarıyla onun fonksiyonlarını edaya vesîle olan bir Hakk'a kurbet hamlesi veya ...

Okuyun